“Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.”
Evler, top gürlemeden de düşer.
Bu akın sınır boylarından gelmiyor; gecenin içinden, avuçlarımızda yanan o mavi ışıktan sızıyor. Kapılarımızı çalmıyor çünkü çoktan içeride. Sofralar kuruluyor ama kimse kimseye bakmıyor; eşler aynı yastıkta birbirine uzak, çocuklar aynı çatı altında öksüz. Mahremiyetimiz vitrinlere asılmış, fıtratımız ince ince aşındırılmış, sükûnetimiz sessizce yağmalanmış. Düşmanın ne sancağı var ne yüzü; yalnızca gülümseyen bir ekranı var.
_Son Ocak_, bu sessiz yağmanın ortasında yakılmış bir nöbet ateşidir. Kur’an’ın ve sünnetin ışığında evliliği bir sığınak, anneliği ve babalığı bir emanet, mahremiyeti bir sur, sadeliği bir direniş olarak yeniden okumaya çağırıyor. Hz. Âdem’in dünyaya sürgün edildiği ilk günden beri insan, bu gurbette ancak birbirine yurt olarak ayakta kalabildi.
Kaleler taşla değil, içindekilerin göğsüyle korunur. Ve bir ocak söndüğünde, ardında yalnızca kül değil, kimsesiz bir nesil kalır.
Kor hâlâ sıcak. Üflemek bizden.
Akın hayâsızca. Siper bizden.
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.